Belki de size uzak bir ülkede, sizden çok uzakta bir şehirde yer alan kadim bir ormanın en yaşlı meşesiyim. Bu ormanda çoğunlukla meşe var, kardeşçesine yaşarız yüzyıllardır. Birlikte! Tepemizdeki yeşil gökyüzünde dallarımız, yapraklarımız birbirine karışır, köklerimizi kimse ayıramaz toprağın metrelerce altında. Aynı ırmağın suyunu içer, aynı yeraltı sularını paylaşırız.
Sonra insanoğlu gelir ormanımıza hızar sesleriyle. Kamyonlarıyla, iş makineleriyle hummalı bir talan başlatırlar ve bizi keserler köklerimizden, koparırlar toprağımızdan, arkadaşlarımızdan…
Kesildim. Ormandan insanoğlunun hızarıyla koparıldım. Ne gözyaşlarımı fark etti beni kesen usta, ne de taşınırken, yerde sürüklenirken, kamyona yüklenirken canımın acıdığını.
Sonrasında hiç bilmediğim okyanuslarda konteynırların içinde uzun yolculuklar yaptım, nereye ve niçin gittiğimi bilmeden. Çok arkadaşımı köklerinden kesmişler; konteynırda henüz yaş ağaç istiflerinden tüten buğuyu, ormanımızın kokusuna benzettim.
Denizde günlerce yol aldık, gittik gittik… Sonra günlerce bekletildik ve nihayet konteynırdan indirdiler bizi. Ayırdılar gencimizi, yaşlımızı 1. Sınıf, 2. Sınıf, 3. Sınıf diye… Ben, 1. Sınıf keresteymişim, bir de ‘ekstra’ olduğumuz söylediler. Oysa biz hepimiz meşe ağacıydık…
İnsanoğlu kocaman hızarlarla biçti bizi. Bir de isim koydular; 5x10x300 cm kalas. Orman geride kalmıştı. Başka bir dünyaya –bilmediğimiz bir dünyaya doğru- hızla yol alıyorduk.
Ormanın eskilerinden yaşlı bir meşe ağacıyken, Ekstra Fırın Kurusu FSC Belgeli Meşe Kereste olarak tomruğu parçalanmış bir şekilde sevk edildim RST AHŞAP MERDİVENCİ’ye. Bütün o hummalı, yorucu, can acıtıcı yolculuk bitmişti. Artık yeni bir maceranın kokusunu alıyordum.
Buram buram ağaç kokan küçük bir atölyeydi; 15-20 kişi çalışıyor olmalılardı. Kamyondan indirirken, el ele vererek incitmemeye çalıştılar beni. “Çok güzel bir ağaç” diye mırıldanıyorlardı kendi aralarında.
Merdivenciymiş bunlar; adları Şeref, Erol, Ayhan, Hasan, Ali Haydar, Emel, Ahmet, Rıza… Alıp incelediler uzun uzun, bir sevgiliyi seyreder gibi… Ahşap merdiven, Ahşap basamak imal edeceklermiş benden. O ara duydum, “Amerikan Meşe” diyorlarmış bizim adımıza.
Sonrasında yetmezmiş gibi parçaladılar beni; önce biçtiler 7 ile 10 santimetrelik şeritler halinde, sonra tutkal sürerek yapıştırdılar ahşap merdiven üretmek için. Sonra ahşap basamak ebatlarında biçerek Ahşap merdiven projesine uygun hale getirdiler.
“Ahşap Merdiven Sereni” diye konuşuyorlardı kendi aralarında; gövdemin başka bir bölümünden de seren imal ettiler. Rıht kesip çıkarttılar. Ahşap omurgalı çift serenli bir merdiven oldum artık. Ustalıklarını, emeklerini, yüreklerini kattı RST AHŞAP MERDİVENCİ çalışanları ve beni –ormanın yaşlı meşesini- ahşap merdiven haline getirdiler.
Sonra beni dört başı mamur bir Ahşap merdiven olarak cilaya gönderdiler. İnce ince zımparalamayı da ihmal etmediler. Ormanın suyunu içmiş, toprağın minerallerinden beslenmiş gövdem, bu işlemlerin ardından kaymak gibi oldu, öyle ki dokunmaya kıyamaz kimse. Merdivenciler kendi aralarında konuşuyorlardı; “Bunun adı ekolojik su bazlı cila..” Ağaçlar kesildiğinde ölmez, yaşamaya devam ederlermiş, su bazlı cila ağacın ömrünü uzatmak için gerekliymiş. Çok yaşayın Merdivenciler!
Sanki yeni bir yolculuk daha başlıyor; ambalajladılar beni, sarıp sarmaladılar ve etiketlediler. Etikette, “SURYAPI A.Ş. İlkbahar -1 projesi” yazıyor. Adresim; B-1 Blok…
Bundan sonra bir Ahşap merdiven olarak yaşayacağım adresime doğru gidiyoruz, naklediliyorum. Ustalar takımları çıkardılar, ölçtüler biçtiler, beni yerime yerleştirdiler. Onların deyimiyle, “montajım tamamlandı.” Ormanın koynundan bir evin bağrında benim için ayrılmış boşluğa gövdemi gıcır gıcır bir Ahşap merdiven olarak monte ettiler, ahşap küpeşteler üzerime sır sıra dizildi. Ben bile kendime inanamadım; ustalar “Çok güzel bir ağaç,” demişlerdi ya beni ilk gördüklerinde, o güzel ağaç çok güzel bir Ahşap merdiven olmuştu artık.
Evin çocukları üzerimde oyunlar oynuyor, anne babaları uyarsa da, onlarla arkadaşlığımız, eğlenceli oyunlarla sürüyor. Merdivenler, çocukların en güzel oyun alanlarından biridir biliyorsunuz. Çocukları tırmanmaktan, atlayıp zıplamaktan kimse alıkoyamaz. Bir de Ahşap tırabzanlarımdan kaymasalar, benim de aklım çıkıyor. Yine de onların kahkahalarına, neşeli oyunlarına ev sahipliği yapmak öyle güzel ki…
Ha bu arada RST AHŞAP MERDİVENCİ çalışanlarını arada bir görüyorum; belirli periyotlarla gelip bakımımı yapıyorlar, sağ olsunlar.
RST AHŞAP MERDİVENCİ
Firma Lideri
Rıza Arslan